Skip to content

Mustafa Eraslan

"Başarı sevmekle başlar"

“Ülkü davasının ve Ülkücünün acı hatıralarını, muhteşem mazisini şuurlu bir şekilde taşıyamayanlar, 12 Eylül öncesinde sokaklarda attıkları bir taşın bile hesabını sormak ve bedelini almak için adeta sıraya geçmişlerdir. Ve maalesef AKP piyonu olarak…”

MHP Niçin Hedef? Ve Eski Ülkücüler…!
Ekonomide adeta veri bombardımanı var. Gelişmeler çok hızlı. Bakın bu yılın ikinci çeyrek büyümesi de açıklandı. Sonuçları elbette değerlendireceğim. Ancak bugün, 12 Eylül Referandumunun arkasından yaşananlar ve yapılan değerlendirmeler üzerinde durmak istiyorum. Önümüzdeki hafta, ekonomideki gelişmeleri detaylı bir şekilde ele alacağım…
Biliyorsunuz, 12 Eylül akşamından buyana siyasi gündem çoğunlukla MHP üzerinde şekillendi. Birçok gözlemci ya da arkadan kumanda edilen köşe yazarı MHP’nin Referandum’dan büyük bir başarısızlıkla çıktığını iddia etti. Bu arada, Nur Vergin gibi daha ileri gidenler de oldu ve MHP’nin bittiğini iddia edebilme körlüğünü ve hayalinde olanları sanki gerçekmiş gibi sunmaya çalışmalarına şahit olduk. Yok, MHP’nin kaleleri çöktü, yok Ülkücüler MHP’ye oy vermedi türü maksatlı ve belli hedefleri gözeten sözlere çok sık rastladık. Bir de eski ‘Ülkücü’yüm diyerek ortalıkta dolaşan, ancak Türkiye üzerinde oynanan yeni senaryolarında bir parçası olan bir güruh; Samanyolu, Kanal 7, Zaman, Yeni Şafak, Bugün, Star ve benzeri görsel ve yazılı medyada geçmişlerini yok edercesine MHP’ye yüklendiler. Nerede marazlı birisi varsa MHP ve Bahçeli karşıtlığında birleştiğini ve AKP’nin de bunu derinleştirmek için her yola başvurduğunu gördük…

Geçmişte Milliyetçi-Ülkücü camia dışında hiç hatırı sorulmayanlar, ziyaret edilmeyenler, hor gözle bakılanlar birden bire iktidar partisi AKP’nin aklına geldi. AKP, bir zamanlar MHP ve Ülkücü camiada bulunmuş; ama şimdi başka yerlerin yenisi olmuşları MHP’ye karşı kullanmaktan, tahrik etmekten ve provoke etmekten zerre kadar utanmadı. Bunlarda, bir zamanlar kader birliği yaptığı dava arkadaşlarına ve Üç Hilalin kutsallığına zarar vermek için adeta birbirleriyle yarıştılar. Düşünüyorum da gerçekten değer mi? Merak ediyorum, dün Ülkücü olupta bugün AKP’ye evet demek nasıl ve hangi argümanlarla izah edilecek?
Televizyonlara çıkan ve MHP hakkında konuşanlara bir bakın lütfen! Şu Mustafa Çalık denen kişinin nefretine ve öfke nöbetine nasıl tutulduğuna mutlaka şahit olmuşsunuzdur! Entelektüel ağırlığın ve olgunluğun hiç uğramadığı bu kişi ya da benzer kişiler neredeyse Ülkücülerin temsilcileri gibi konuşuyorlar! Yok öyle yağma! Herkes haddini ve sınırını bilmeli. Ülkücülüğünü unutmasalar bile yeni hatırlayanları ve bu kutlu dava üzerinden kendi tanıtım ve takdimini yapanları en başta Ülkücü irade çok iyi bilmektedir… Ve asla da affetmeyecektir… Ekranlarda Ülkücüyü yanlış tanıtanlar, nerede fırsat varsa gözleyip, gün bu gün parolasıyla ortalığa atılanlar, biraz durup düşünmelidir. Ülkücünün mazisi, acıları ve sevinçleri her önüne gelen tarafından yağma edilecek kadar değersiz ve ucuz değildir…!
Ülkü davasının ve Ülkücünün acı hatıralarını, muhteşem mazisini şuurlu bir şekilde taşıyamayanlar, 12 Eylül öncesinde sokaklarda attıkları bir taşın bile hesabını sormak ve bedelini almak için adeta sıraya geçmişlerdir. Ve maalesef AKP piyonu olarak…
Oysaki mücadelenin, hele hele inanç ve milli ilkeler tarafından sınırları çizilen ideolojik mücadelenin esası iradi olmasıdır. Yani hiçbir zorlama yâda dayatmayla yürümemesidir. Ancak, çevresinde bulunan arkadaşlarına ya da kurumlara inanmadan uyan (işlevsel adaptasyon) kişiler, fırsatı buldukları ilk anda bulundukları ve duruş gösterdikleri yeri terk etme eğilimleri taşırlar. Onların kafalarında bulunan yalnızca kendi bireysel çıkar ya da hedefleridir. Bu itibarla, karşılarına çıkan ilk engelde mensup ve bağlı olduklarını yüksek sesle dile getirdikleri yuvalarını harabeye çevirirler. İşte geride kalan günlerde yaşanılanların kısa özeti bu şekilde…
Peygamberimiz Hz. Muhammed, düşmanların en güçlüsü içinizde, derken çok değerli bir mesajı asırlar öncesinden bize vermiştir. Ülkücüleri işkenceler yıldıramadı. İdamlar durduramadı. Kurşunlar vazgeçiremedi. Tuzaklar yolundan döndüremedi. Baskılar, zulümler, yedi düvelin tezgâhı Üç Hilali gönlüne düşürenleri pes ettiremedi…
Ülkücüler, Başbakan Erdoğan’ın kafatasçı, faşist, eli kanlılar, kovboy, ırkçı katiller sözlerine çok alınsalar bile, bu sözleri söyleyeni ciddiye almadıklarından üstünde durmadılar. Ama aralarında şu ya da bu şekilde bulunmuş olupta, geçmişini karalayan, deyim yerindeyse günah çıkartanlara, yani Ülkücünün eskisine ve AKP’nin yenilerine kafayı çok taktılar. Bana göre, mensubiyet bunalımı ve milli kimlik krizi yaşayan, hayatlarında idealizmden nasibini alamamış olan eski zevat, günü birlik muteber kişiler olsalar da, asla muhterem şahsiyetler olarak anılmayacaktır. Ve Ülkücüler, bir zamanlar yanında olan, şimdi ise kendisine ve partisine yönelik kurulmuş saldırı cephelerinde gönüllü olanlara hayretle karışık derin bir teessür içindedir. Türkiye’yi yıkmayı ve bölmeyi amaçlayan yıkım projesinde MHP’yi ve liderini ikna edemeyenler; Ülkücüleri içten çökertmenin, zayıflatmanın ve ihanet pazarlığında masaya oturması için olmadık iftiraları atmanın yollarını arıyorlar. Bunlar nafile girişimler… MHP dimdik ayakta, Devlet Bahçeli bunları def edecek güce, basirete ve milli desteğe fazlasıyla sahip. Yakında hep birlikte göreceğiz; kim kazanacak, kim kaybedecek. Tarih bir kez daha eminim ki tekerrür edecektir…

Ulvi İzzet / Ortadoğu

Reklamlar

%d blogcu bunu beğendi: